Okmeydanı adını nereden almıştır

Züleyha

Yönetici

Okmeydanı adını nereden almıştır

Okmeydanı adını nereden almış

Osmanlıda en önemli sporlardan biri olan okçuluğu geliştirmek için İstanbul’un pek çok yerine ok atış alanları kurulmuşsa da her ok atılan yer ok meydanı olarak kabul edilmemiştir. Ok atılan yerin ok meydanı sayılabilmesi için etrafının sınırlarla çevrili olması, bir yöneticisinin bulunuyor olması gerekirdi. İstanbul’un kuşatması sırasında Fatih’in çadırını kurduğu alan daha sonraları önemli bir spor alanına dönüştürülmüştür. En önemli ok meydanı aşevi, kütüphane, müze ve antrenman salonları muhtevasıyla bugün de aynı adı taşıyan okçular ve atıcılar tekkesinin (tekye-i rumût) bulunduğu Okmeydanı’dır.

Okmeydanı adını nereden almıştır?
Davutpaşa, Veliefendi Çayırı, Yenibahçe, Kâğıthane diğer önemli okçuluk meydanlarıdır. Okmeydanı’nın sınırları; doğuda Kasımpaşa deresi, kuzeyde Kâğıthane deresi, batıda Haliç, güneyde Haliç ve Kâğıthane deresi ile çevrili geniş bir sırtın üzeridir. Bu alan, Fatih Sultan Mehmet tarafından atıcılara tahsis edilmiştir. Vakıf kayıtlarına göre alan 6630 dönüm genişliğe sahiptir. II. Beyazıt bölgeye tekke binası, musalla ve puta atış yeri yaptırmış, tekkeye bir şeyh ve yeteri kadar hizmetli tayin etmiştir. Böylelikle Okmeydanı tam teşekküllü bir spor kompleksi haline gelmiştir.

Okmeydanı’nda padişahlar da ok talimi ve atışları yapmışlardır. Özellikle Sultan II. Mahmut, hemen hemen her hafta bu meydana gelip ok atışları yapmıştır. Okmeydanı menzil atışlarının yapıldığı ve rekortmen atıcılar adına taşların dikildiği bir bölgedir. Bazı batılı seyyahlar o kadar çok menzil taşının olduğundan bahseder ki, taş ve mermerlerden yapılmış sütunlarla süslü bir ormana benzetmişlerdir.

Fatih tarafından münhasıran okçuluk sporuna tahsis edilerek vakfedilmiş olan Okmeydanı arazisi, İstanbul genelinde 1950’li yıllarda başlayan gecekondulaşmada en çok istila edilen yerlerin başında gelir. 1964-65 yıllarında iyice hızlanan bu süreçte, Okmeydanı’ndaki -tarihsel önemi yanında sanat değeri de taşıyan- menzil taşlarının pek çoğu kadir kıymet bilmeyen hoyrat insanların elleriyle peş peşe tahrip edilmiş, kimileri parçalanıp temel taşı olarak kullanılmış, kimileri toprağa gömülmüştür. 1980 sonrası artan yapılaşmayla bir zamanlar 300’e yaklaşan taş sayısı -azala azala- bugün 25 dolayına inmiştir. Günümüze ulaşabilmiş taşlar da, gecekonduların yerine dikilen kaçak apartmanların arka bahçelerinde, duvar diplerinde veya kömürlüklerin içinde kalarak her an yok edilme tehlikesiyle varlığını korumaya çalışmaktadır.
 
Üst