İstanbul Bir İslam Şehri

Züleyha

Yönetici

İstanbul Bir İslam Şehri

Müslümanların 624’te Filistin’de Bizans’a karşı gerçekleştirdikleri ilk askeri eylemin bizzat Hz. Peygamber tarafından düzenlendiği söylenir. Bu olaydan yalnızca yirmi altı yıl sonra, bir İslam ordusu İstanbul kapılarına ulaştı. Batılı bir gözle bakıldığında İslam güçlerinin bir bakıma Sasani İran’ın Grek İmparatorluğu’na karşı sürdürdüğü kadim mücadeleye katılmış olduğu düşünülebilir. Lakin İstanbul’un fethinin onlara Allah tarafından takdir edildiği inancı, Müslümanlar arasında Hz. Peygamber zamanından beri mevcuttu. Osmanlılar bu inancı kendi malları gibi benimsediler. Müslümanlar Bizans’ın başkentine, 1453’teki nihai fethinden evvel toplam on iki sefer düzenlediler.

İstanbul Bir İslam Şehri
İstanbul’un Müslümanlar tarafından fethedileceğini haber veren kimi sahih, kimi mevzu ve kimisi de efsane türünden bir dizi hadis zuhur etmiştir. Bunlardan en bilineni “İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi bir kumandan ve o ordu ne iyi bir ordudur.” hadisidir. Fetihten sonra Osmanlılar Emeviler dönemindeki İstanbul muhasaralarına katılmış ve şehit düşmüş pek çok sahabinin mezarının İstanbul’da bulunduğunu ileri sürdüler. Onlar için, sonraları şehrin en mübarek yeri haline gelen türbeler yaptırdılar. Bu sahabe içerisinde en fazla tazim gören Hz. Peygamber’in sancaktarı Ebu Eyyüb el-Ensâri, Osmanlı ‘İslâmbol’unun koruyucu velisi haline geldi. Ebu Eyyüb’ün hakikaten Hz. Peygamber’in ashabından biri olduğu ve 668 İstanbul kuşatmasına katılıp öldüğü tarihen sabittir.

Fatih Sultan Mehmed fethin, Allah’ın bir mucizesi olacağına inanıyordu. Ünlü İşrâkî filozof Sühreverdi’nin bir takipçisi olan Sûfî Şeyh Ak Şemseddin, kuşatma sırasında Sultan’ın ve ordusunun mürşidi oldu. Genç Sultan’a mürşidin verdiği tarihte fetih gerçekleşmedi; üstelik Hıristiyanlar o gün bir deniz galibiyeti elde ettiler. Şeyhin bu olaydan sonra Padişaha yazdığı mektubunda, duasının kabul olunmadığı ve Sultan’ın aklını ve ordusu üzerindeki otoritesini yitirdiği yolundaki şayialardan bahseder. Başarısızlığı, Osmanlı ordusundaki askerlerin çoğunun gerçek birer Müslüman olmamasına, yani İslam’a zorla sokulmuş olmalarına yorar. Fakat öte yandan pratik bir insan olarak Sultan’a, bu yüz kızartıcı durumdan mesul kumandanları acımasızca cezalandırmasını tavsiye eder. Nihayet bir miktar Kur’an okuyup uyuduğunu ve ardından Allah’ın kendisine zafer müjdesini verdiğini söyler.İstanbul Bir İslam Şehri..

Şeyh Ak Şemseddin Sultan tarafından, Eyyüb el-Ensârî’nin mezarının yerini tesbit etmekle vazifelendirildi. Şeyhin yeri tespiti, en az fetih kadar mucizevî ve önemli idi. Olay, inâyet-i ilâhinin hâlâ Müslümanlarla birlikte olduğunu teyit etmekteydi. Mehmed burada bir türbe, bir cami ve bir tekke yaptırdı.

Haliç civarındaki şehir surlarının ötesinde kısa sürede bir küçük kasaba halini alan Eyyüb’ün kabri, İstanbul’un en kutsal yeri haline geldi. Daha sonra yüzlerce mümin her gün çeşitli hediyelerle burayı ziyaret edecek ve velinin yardımını isteyecektir. Aynı zamanda birer büyük mezarlık olan meşhur tekkeler, türbelerin etrafına toplandılar. Her sultanın, cülusunu müteakip menkıbede anlatılan yoldan geçerek türbeyi ziyaret etmesi şayân-ı dikkattir. Burada o günün en önde gelen Şeyh’i, Sultan’a mukaddes gaza kılıcını kuşatırdı. Böylece velinin varlığı sadece İstanbul’u Müslümanlar nezdinde mukaddes bir yer haline getirmiyor, aynı zamanda Sultan’ın Müslümanlar üzerindeki idarî yetkisini dinî açıdan tasdik etmiş oluyordu.

Bu arada her Osmanlı şehrinin kendine has bir velisi bulunduğunu ve genellikle şehrin dışında, bir tepenin üstüne inşa olunan veli kabirlerinin, İslam tasavvuf geleneği ile İslâm öncesi bir dağ kültünü (inancını) birleştirdiğini belirtelim. Burada şehirler kişi kabul edilir ve şehrinismini muhtevî bir evrâd u ezkâr okunurdu…
 
Üst