İnsana Benzer Robotlara Doğru

Eylem

Yönetici

İnsana Benzer Robotlara Doğru

Her haliyle bir yaratılış mu'cizesi olan insan vücudu, çeşitli yönlerinin yanı sıra kendini sarıp sarmalayan deri ile de bizlere tefekkür ufukları açıyor. Derimiz; parmaklarımızdaki imza/izler, nefes alması (terleme), kendini yenileme mekanizması, dokunma hissi ve ısı iletimini sağlayan sinir donanımı ile mükemmel hususiyetlere sahip kılınmıştır. Bu açıdan bakıldığında, bitki ve hayvan türlerinin de içinde bulundukları çevre şartlarıyla uyumlu bir deriye sahip kılındıklarını görebiliriz.

Robotik sistemlerin insana benzeyen çeşitlerinde, "el" olarak tasarlanan mekanizmalarda, tutulan-dokunulan cismin algılanması ve ağırlığı, cismi sıkma derecesi gibi bilgilerin merkezî bilgisayar sistemine iletilip değerlendirilmesi ve mekanizmanın kontrol edilmesi oldukça karmaşık bir yapı gerektirir. Bu yapı; mekanizmanın tasarlanması, uygun sensörler ile donatılması, sensörlerin ürettiği sinyallerin işlenmesini sağlayan yazılım gibi alt kısımlardan meydana gelir. Bu işleri yapacak bir sistemi tasarlayıp üretmeye kalktığımızda, günlük hayatımızda hiç farkında olmadan cisimleri tutup kaldırıvermemizin, neye dokunduğumuzu fark etmemizin aslında ne kadar karmaşık süreçler barındırdığını anlıyoruz.

Sun'î deri çalışmaları, robot elleri için en fazla gayret sarf edilen sahalardan biridir. İtalya, İsviçre ve İngiltere'den çalışma gruplarının dâhil olduğu bir AB projesi, 4,7 milyon €'luk bütçesiyle boy gösteriyor son zamanlarda: ROBOSKIN. Maksat, insanınkine benzer bir deri geliştirebilmek. İnsan cildindeki sinir uçları gibi hassas sensörler yapıp, dokunma hissini taklit edebilmek ilk hedeflerden biri. Cenova Üniversitesi'nden Prof. G. Cannata: "Robotlarda dokunma veya fizikî bir temas ile bir farkında oluş derecesi elde etmeye çalışıyoruz." diyor.

Farklı metotlarla elde edilen sensörlerin ilk denemeleri, Hertfortshire Üniversitesi'ndeki (İngiltere) insansı robot KASPAR'ın yanak, el, kol ve ayaklarında denenmeye başlandı. Bu çalışmalarda, mevcutlardan oldukça farklı teknolojilerle elde edilmiş algılayıcılar üretildi. Piezoelektrik, özel üretilmiş silisyum bazlı malzemenin bir basınç altında elektrik üretmesidir. Denenen sensörlerin bazıları bu prensip ile sinyal üretiyor. Prof. G. Cannata, farklı piezoelektrik özelliğe sahip yeni malzemeler geliştirildikçe, daha farklı sensörler yapılabileceğini ifade ediyor. Diğer taraftan esnek-organik yarıiletkenler, yepyeni çalışma alanları sunan malzemelerdir. 2000'li yıllara girilirken bulunan ve her geçen gün yeni elektronik devreler ile karşımıza çıkan ve plâstik diyebileceğimiz polimer tabanlı bu tip yarıiletkenler, esnek elektronik devrelere ve giyilebilir (esnek) elektronik devrelere imkân sağlamıştır.

Projede hedeflenen diğer bir husus da, günlük hayatta farkında olmadan yaşadığımız temaslarla kendi isteğimizle veya irade dışı olanları arasındaki farkın robotlara uyarlanması...
 
Üst