Atomların Dünyası Metafizik

#1

ATOMLARIN DOĞASI

Boşluk hakkında bu kadarı yeterli. Şimdi, maddeye gelince, Lucretius, (1) yaratılmamış lığına ve (2) yok olmazlığına ek olarak, onun (3) sonsuz (4) çoklukta (5) küçücük ama (6) bölünmez parçacıklardan, yani atomlardan oluştuğunu ileri sürdü. İlkin çokluk argümanını ele alalım. Lucretius’un argümanı şudur: bir parçacıklar çokluğu olmaksızın değişme hakkındaki eski ikilemin hiçbir çözümü mümkün olmaz; bu güçlükler böyle bir çokluk sayesinde çözülebilir. Bu yüzden, bir bakıma, onun çokluğun varoluşuna ilişkin temel argümanı, basitçe, bir bütün olarak alınan teorinin açıklamaya çalıştığı fenomenleri açıklamadaki başarısıdır. Fakat bu argüman, daha en baştan, yani daha ilk ilkeler koyulur ve kanıtlanırken öne sürülseydi ikna edici olmazdı. Buna göre, bu evrede sunulan fiilî argüman, sıkıştırıla bilirlik veya basınç gibi ampirik olgulara bir başvurudur. Diyelim ki bir sünger katı, sürekliliği olan bir madde olsaydı, sıkıştırılamazdı. Dolayısıyla, sünger boş mekânın birbirinden ayırdığı küçük madde parçacıklarından oluşur. ”Sıkıştırma" basit olarak bu madde parçacıklarını birbirine yakınlaşmaya zorlamaktır. Başka deyişle, bircilik kabulü temelinde, sıkıştırıla bilirlik gibi fenomenler açıklanamazlar ve düpedüz yanılsama olarak kayıttan düşülmek durumundadırlar; bununla birlikte, bir parçacıklar çokluğu kabulü temelinde bu fenomenler açıklanabilirler.

quantumuniverse.jpg

Atomcuların düşündüğü şekliyle ”çok”, nitelikçe farklı çeşitli ”türler”in eski çokluğu değildir. Parçacıklar nitelikçe aynıdır (daha doğrusu, onların sıcak ya da soğuk, yaş ya da kuru vb. gibi hiçbir niteliği yoktur) ve yalnızca şekilce ve büyüklükçe farklıdır.


Parçacıkların sayısına gelince, Lucretius onların sonsuz sayıda olmak zorunda olduklarını savundu. Mekân (verilmiş olan argümana göre) sonsuz olduğu için, ne kadar büyük olursa olsun sonlu sayıda parçacık mekân içerisinde kaybolurdu ve atom topluluklarının çarpışmasıyla oluşan bizimki gibi bir dünyanın meydana gelme olasılığı sonsuzca küçük olurdu. Dilediğiniz kadar çok sayıda bilardo topunun bilardo masası üzerinde hareket halinde olduğunu gözünüzün önüne getirin. Şimdi de masanın alanının büyümekte olduğunu düşünün. Masa büyüdükçe topların birbirleriyle çarpışma olasılığı gitgide küçülür ve eğer masa sonsuzca büyük hale gelirse, Lucretius’un iddiasına göre, olasılıklar sonsuzca küçük hale gelir. Fakat apaçık ki Lucretius bu noktada durup kalmadı: dünya var olduğu için çarpışmalar da vardır. Dolayısıyla, var olan parçacıkların sayısı sonsuzca çok olmak zorundadır. Bu argüman, Lucretius’un belirttiği gibi, atomların, usta bir bilardo oyuncusunun bilardo toplarını düzenleyebileceği şekilde ”öngörü sahibi bir zihin” tarafından düzenlenmediğini varsayar. Böyle bir oyuncunun varlığı, hiç kuşkusuz, çok büyük bir masada bile, olup biten çarpışma olasılıklarını arttırırdı. Fakat Lucretius, ”öngörü sahibi bir zihin” düşüncesini zaten kendi fizik’inin ilk i1kesi7 temelinde reddetmişti.


Bir sonraki adımda, Lucretius, büyüklük bakımından farklı olsalar da, parçacıkların hepsinin çok küçük olduklarını ileri sürdü. Rüzgâr, diye akıl yürütüyordu, gerçektir ve gerçeklik parçacıklardan ibarettir; rüzgârı oluşturan parçacıkları göremediğimiz için, onlar çok küçücük olsalar gerektir. Yine, diyelim ki bir gül burunlarımıza temas ederek kokularını deneyimlememize neden olan parçacıklar yaydığı için, koklama duyumu meydana gelir. Kendilerini göremediğimiz için, bu parçacıklar da çok küçücük olsalar gerektir. Benzer bir şekilde, taşlar çok yavaş aşındıklarından, ana kütleden ayrılan parçacıklar çok küçücük olsa gerektir, vb.

Lucretius’un temel ilkelerinden sonuncusu şuydu: atomlar çok küçücük olsalar da, sonsuzca küçük değillerdir. O, yok olmazlık hakkındaki argümanlar gereği sonsuz bölünebilirliğin kuraldışı 01duğunu savunuyordu, çünkü kendisinde bölünmenin durduğu bir ”en küçük parça” var olmadıkça, parçacıklar eninde sonunda kaybolup yokluğa giderlerdi. Aşağıdaki argüman aynı zamanda Parmenides’in etkisini de sergiler:

Sayısızca bölünürdü en küçük gövdeler bile böyle temel parçaları olmasaydı, sonsuza dek sürüp giderdi bölünme. Bütün bir evrenle en ufak temel parçanın ne ayrımı kalırdı?... Karşı çıkar bu görüşe doğru akıl yürütme, bizi kendi yoluna çeker ve der ki: Temel parçalar vardır bölünemeyen. bunların varlığını benimsemek… zorundasın.



Demek ki, Lucretius'un Demokritos fiziğinin temel ilkelerine ilişkin uyarlaması işte bunlardır. Lucretius, maddî parçacıklar ve boş mekân varsayımından hareketle, her türlü niteliksel değişime uğrayan tikel şeyler dünyasının nasıl açıklanabileceğini göstermeyi hedefledi. Fakat bunu yapabilmek için harekete de gereksinimi vardı: ”Doğa iki ögeden oluşur cisimlerden ve bu cisimlerin yerleştiği, içinde değişik yönlerde devindikleri boşluktan?“

atom-29539.png
Atomcuların hareket görüşünü tartışmadan önce genel bir yorum yapılmalıdır. Lucretius'un gerçek olduğunu ileri sürdüğü şeyler, varoluşlarına dolaysız duyu algısından ziyade bir akıl yürütme çizgisiyle ikna edilmemiz anlamında ”zihinsel”dirler. (Biz hiçbir zaman atomları ya da boş mekânı görmeyiz; onlar, gördüğümüz şeyleri açıklamak için geliştirilen ”kurgular"d1r.) Ama yine de Lucretius onları kararlı bir şekilde duyu deneyimi çerçevesinde düşündü. Bu yüzden, ona göre, cisim dokunulabilen şeydir ve mekân dokunulamayan şeydir. Ya da yine, cisim, etkide bulunan ya da etkilenen şeydir; mekân ise bu etkinin yeridir. Fakat bir duyum (dokunulabilirlik hissi) çerçevesinde tanımlanan cisim, Parmenidesçi mantığın gerekleri çerçevesinde tanımlanan cisimden tamamen farklıdır. Ne yazık ki, Lucretius sıradan deneyimin cisimleri ile kendi fizik teorisinin özel olarak tanımlanan ”cisim"i arasındaki açık ayrımı görmeyi başaramadığı için, ilkinin karakteristiklerini ikincisine yükledi. Bu, daha Önce _kuşkusuz çok daha kaba bir biçimde Herakleitos’un soyut oluş sürecini maddî ateşle özdeşleştirmesinde karşılaştığımız, soyut düşünce tarzından somut tasavvura dayalı düşünce tarzına kayma eğiliminin bir örneğidir. Bu düşünce tarzı, söz gelimi şimdi ele alacağımız hareket açıklamasında Lucretius'u daha fazla sıkıntıya sokacaktı.
 
Üst